hesabın var mı? giriş yap

  • fetöyü palazlandıranlara, onlara hizmet ehli diyenlere, yalakalarına ve bilumum tüm fetöcülere karşı her daim kinimiz diri!

    atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı türk gençleriyiz biz!

    sümüklü bir şeyhin peşinde koşacak kadar aklımızı kiraya vermedik!

  • günlük hayat
    öncelikle sofyanın her yerinde hala mevcut kominizmden kalan burdaki isimleriye panel evleri görebilirsiniz. yani devletin bir zamanlar insanlara aile mensubuna binaen verdiği evler, birey sayısı arttıkca değiştirilen ve dünyanın en korkunc yapıları diyebiliriz.
    hepsi aynı yapıda aynı benzerlikte aşağı yukarı. 18 katlısı da var 10 katlısı da bütün pencereler bütün balkonlar benzer yani ufak bi köy gibi binalar. ve gerçekten çooook çirkinler. bir de havayolu üzerinde o kadar çoklar ki sofya'ya gelen, geldiği gibi şok yaşasın diye düşünmüşler kanısına kapılmıştım ben ilk geldiğimde.
    hoş benim de ilk ülkeye girişim kara yoluyla olmuş ve bu binaları gördüğümde 'bunlar gerçek mi?' cümlesi agzımdan dökülmüştü.
    ancak şöyle ki bu evlerin içinde yaşayan herkes bulgar halkının çoğunluğu gibi fakir olacak diye bir şey yok mesela, bu binaların önünde duran araba modelleri ya da içindeki sistemlere, ışıklandırmalara bi kaç kez tanık olduk.
    genel olarak halk gelir azlığı sebebiyle mutsuz, suratsız ve yavaş ama öyle böyle bir yavaşlıkta değil.
    türkiyedeki kaos ortamından sonra buraya gelince insanlardaki slow motion hal akılları zorlayabiliyor. ben yine ilk adapte sancımı marketteki kasa sıralarında yaşamıştım. öncelikle anlamadıgım bi şekilde 'para üstü almaya tövbeli bi millet!' yani atıyorum 50 leva 78 stotin ödeme yapılacaksa önce tek tek tek o 78 stotin (tr'deki kuruş) veriliyor sonra 50 tamamlanıyor sen bitti sanıyorsun ama biter mi? daha alınan şeyler teker teker torbalara giricek.min. bekleme süresi 5 dk. ben ilk etapta afakanlar içinde boğusurken sevgilim 'bak bakk sen milkanın bu çeşidini gördün mü bak bak' diye oyalamaya çalısırken bi bakmışsın alışmışsın! çünkü herkes telaşsız ve sakin ve acelesiz. ülke genelindeki tüm kasariyerler zaten menopoz sonrası yaşlarını süren teyzeler falan.

    sokaktaki (rest.avm.etc etc)ingilizce bilme oranı abartısız %75 diyebilirim. hatta o kadar çok saskınlık içine sokan yaşlılar oldu ki düzgün ingilizleriyle konuşan iletişim kuramamak imkansıza yakın diyebilirim. ilginc bir sekilde suratsız olan bulgarlar ingilizce konuştugum anda bana seker kız candy muamelesi yapıp oldukca yardım sever davranıyorlar.
    unutmadan konuşmayı cok seviyorlar! ama cok ama cok. eski evimizin altındaki markete su kesintisi sorma giden sevgilim 10dk sonra dönünde neymiş dediğimde
    'genel arıza' demişti, bunu diyene kadar da daha önceden olanlar şunlar bunlar mahalle geçmişi vs.anlatılıyor :) biraz komikler o konuda.

    sanırım en komik oldukları nokta erkeklerin takmış olduğu capraz kutu seklinde ve varyasyonlarında cantalar.kimisi boynunda tasıyor evet sözlük aynı inek çanı gibi. ben cantası boynunda denize girenini bile gördüm.farklı bi trend ve alıskanlık yeni nesilde pek yok gibi fakat bir çok erkekte boyunlarında ya da capraz sekilde tasıdıkları kutu dikdörtgen çantaları görebilirsiniz.
    kadınları oldukça güzel, bakımlı hoş bla bla. ne diyim şimdi, aşırı derece süse ve püse düşkünler.parayı sonradan bulanlar inanılmaz derece görgüsüz ve zevksiz diyebilirim. büyük büyük marka döşeli elbiseler ayakkabılar, yani avm'de bizim düğün ayakkabısıyla gezen kadınlar mı görmedim, bütün seritlerinde moshino yazan siyah sandalet giyenler mi (ayagına reklam almıs gibi)gösteriş onlar için gerçekten onemli.

    yemek içme zaten herkesin de bahsettiği gibi oldukça uygun. alkol fiyatlarını gerçekten burdan paylaşmak istemiyorum kavimler göçü gibi bişiy yasanır yine tarihte. tüm türk rakıları tr'de satılanların yarısından da ucuz fiyatta votkalar saraplar vs.hepsi tr ile kıyaslanamayacak ölçekte uygunlar. dışarda yemek yemek burada günlük bir rutin, ev ararkende kapalı mutfak bulana kadar canımız cıkmıstı.cünkü insanlar yemek yapmıyor o yüzden tüm mutfaklar amerikan ve salonun içinde. haftaiçi bile bazı restaurantlarda rez. olmadan yer bulamama ihtimaliniz mevcut.
    sayısız rest. seceneği var düşük/orta ölçeklerde garsonlar da yine mutsuz ve suratsız ancak en meshur zincir olan happyrestaurantlarında hem güzel servis hem de fiyat performans egrisine yakısıcak cinste karnınızı doyurabiliyorsunuz. (bir de ülkenin her yerindeki happy garson kızları 1 karış etek giyer/evet yaş kış)

    rezervasyon demişken akıl almaz bir rezervasyon takıntıları mevcuttur. yani gidip bir şekilde boş oturan manikürcüye ( sadece manikür/pedikür salonları mevcut.tırnak feci bir sektör burada) geçerken giripte maniküre oturamazsın! sen kim yaaaa?der gibi 'ne ne(hayır)' diyiverirler, book almadan gidilmiyor kişisel bakım alanlarına.çok rahatlar yani bizdeki aman abi tabi buyur gel, aa tabi hallederiz kafasının zerresi bunlarda yok.
    bir de sadece a'dan b'ye giden tek bir yolu bildikleri için diğer yolları katiyen kabul etmiyor ve sorunu çözmeden de gidebiliyorlar.benim dünyanın en sakin insanı olan sevgilimi internet bağlantısı yapmaya gelen ekip bu şekilde delirtmişti. hayır bu şekilde olmasın diyoruz (alternatifleri mevcut) e istemiyorsanız yapamayız başka türlü diyip dönüp gidebiliyorlar. nato kafa nato mermer diyebiliriz.

    yeşilliği, doğası her yerdeki parklar göz okşayan peyzajlar mevcut. vitosha dağında yazın ve kışın inanılmaz görsel showu yakalamak mümkün. yemyeşil gerçekten de sofya. yani heryer insanın gözüne mutlaka yeşil bulanıyor. ben leylak ağacının 3 renk oldugunu burda öğrendim.benim en sevdiğim çicek mor leylak iken;burada hem beyazı hem de lilasını gördüm aynı enfes kokuda. zaten gül memleketi ondan bahsetmeye bile gerek yok, her yer gül ve gül çeşitleri.

    gece hayatı
    bu sanırım yaşanacak türden bir tecrübe bu ülkede. yani klüper, iç mekan tasarımları ve tabi ki mekan showları oldukça sağlam.yani bir çok ülkede bir çok klüp görme sansım oldu burdaki klüpler gerçekten cok makul fiyatlar eglenebilinecek oldukça üst seviye yerler.
    nargile burada inanılmaz trend bir olgu haline gelmiş. zaten sigaraya çok kücük yasta başlayan bir ülke iken gece klüplerinde bile nargile görmek mümkün.havuz baslarında vs. bizim mahallede bile 1km capında 3 adet bar-dinner tarzında yerde nargile mevcut.gerçekten fiyat performans olayı muazzamdır zaten alkol fiyatlarının ucuzluğundan bahsetmeye gerek yok. turk rakısı burada türkiye fiyatının neredeyse yarı fiyatına satılmakta.neyse daha fazla uzmeyeyım seni sözlük.

    ulaşım
    tramvay, metro, otobus ve troleybüs yok yok ancak sofya'da en saglıklı ulaşım şekli aracsızsanız eger kesınlıkle telefonunuza ındırecegınız "taxi me" uygulaması; öncelikle taksi zaten oldukca uygun fiyatta app. gercekten kullanıcı dostu haritadan beni burdan al, buraya bırak seklınde rota belirliyorsunuz ve yakınlardaki puanı en yüksek taxiye davetiye düşüyor.oldugunuz yeri bulurken gps yardım ederken gideceğiniz yerin adresini copy paste etmek kısa çözüm zira harita full artı full kiril. cok yogun özel bir gün (yılbaşı, vs)değilse ortalama 5-10dk içinde araç sizi almaya geliyor araç kullanıcı adı mesafenin yaklasık tutarı vs tüm bilgileri de anında. tek kelime bile etmeden istediğiniz yere bu şekilde ulaşmanız oldukça kolay her seyahat sonrası rant istenildiği için soforlerden arıza cıkma durumu nerdeyse hiç olmuyor.ne kadar cok yıldız o kadar cok müşteri daveti.

    henüz kış aktivitelerine sıra gelmedi, kagıt kımlık işlemleri vs derken bu yazı vitosanın farklı bölgelerine civardaki magaralara ve selalere giderek tabiat anayı kucakladık. ben turkıyede de saglam gezmiş; karadeniz akdeniz ege turu yapmıs biri olarak diyebilirim ki burdaki selaler gercekten muazzam guzellıkte görünüşte.e tabi bu alanlara giden alanlarda herkesle selamlasma olsun saga sola atılmıs 1adet çöpü bırak kagıt parcasının olmayısı seni baya baya doganın ıcındeyım hıssıne suruklüyor
    yasaması oldukca kolay, arabaya atladıgımızda da 6-7saat sonra (sınır dahil)aileme ulaşabileceğim uzaklıkta relax bir avrupa kenti.
    insan ne istediğini bilir ve istedikleriyle mutlu olursa yasadıgı her yer ona cennet gelir; sofya bana rahat rahat iş cıkısı parklarda piknik yapma,bisiklete binme (tehlikesizce), arabayla yarım saat uzaklıkta dağlara tırmanma sansı verıyor.yüzlerce restaurant ve gidilebilecek gece klupleri cok lazım olursa bol bol avm.en onemlisi sakin, bagrıssız, kornasız gergınlıkten uzak bi hayat. yemyeşil bir hayat yetiyor mu yetiyor..
    yaşadıkça editleyeceğim şehrim.
    seyahat etmeyı planlayanlar,sorusu olabilecek olanlar yeşil yeşil..

    diger sehir entryleri icin;
    londra (bkz: #49940442)
    moskova (bkz: #30051137)

    not: istanbulda esenler otogarindan kalkan otobusle (has turizm) her gece 10da esenler kalkis,sofya otogarina varis sabah 5 seklindedir (sinirda cok yogunluk yok ise) ve ucreti 75tldir.
    edit; sahsen masallah dedigim 3 gun yasadigi icin yukarda bahsettigim ekspress otobus sefer hatti da yaklasik 2 ay once durduruldu. ne yazik ki sofya'ya kara yoluyla otobus tercihinde has turizm ne yazik ki mevcut degil yerine metro ve hun turizm var ve ekspres degil.
    ancak en kisa surede trenle sofya'ya gelis tecrubemi de yazacagim zira muazzam bir tecrubeydi. otobus yerine yatakli tren harika!

  • hatırlayanlar iyi bilir. bu dönem okuyanların bu sömestr tatilini asla unutmadıklarına eminim. o sene sömestr tatiline giren okullar 2 haftalık tatilin sonunda yoğun kar yağışı nedeniyle yanlış hatırlamıyorsam 1 hafta veya 2 hafta daha uzatılmıştı.

    bu o dönem okuyanların altın çağı gibi bir şeydi. bu kadar keyif veren ve o yoğun karın keyfini çıkarıp sömestr tatilinin kar tatiliyle birleşmesi muhteşemdi.

    zaten o günden sonra burnumuz boktan çıkmadı arkadaşlar. ne bir daha öyle kar yağdı ne de o hissi bir daha alabildim. bilseydim son olduğunu dönüp bir kez daha sarılırdım.

  • + mendil verem mi?
    - ne?
    + mendil verem mi diyorum?
    - ver madem?
    + mendil ayrılık demek kendim gelem mi?
    - anlamadım?
    + mendil diyorum, ayrılık demek diyorum, mendil vermeyeyim de kendim geleyim?
    - gel <3

    evet çok canım sıkılıyor lan.

  • yöneticinin adaletsiz davranması, cahil, ikiyüzlü ve yalancı olması
    insan yerine koyduğun kişilerin hayvan çıkması
    bi boka yaramayan insanlarla mecburen muhatap olmak

  • bir saheseri de sudur :

    sokakta 3 genc sohbet etmektedir...

    -abi isvicrede 1 erkege 4 kiz dusuyomus...
    -olm kizlar teklif ediyormus orda...
    -lan bizim bi arkadasla kizin babasi kavga etmis "niye benim kizimi skmedin" diye...

    bu esnada sagdan sarisin , acik renk gozlu birisi , elinde sopayla kosarak gelir :

    -bizim de anamiz bacimiz var ulan , ayiptir be!
    -kacin lan isvicre kultur atesesi geliyo
    -ehehe mehehe

  • romalılarla kartacalılar arasında yapılan savaşlar (i.ö. 264-146). romalıların güney italya'yı alarak sicilya'ya geçmeleri, burada kolonileri olan kartacalıları rahatsız etmişti. romalılar, güçlü bir donanma meydana getirerek batı akdeniz'e de egemen olmak istiyorlardı. bu durum kartacalıların çıkarlarına ters düşüyordu. bu nedenler savaşı hazırlayan en önemli faktörlerdir. pön savaşları, üç döneme ayrılır.

    birinci pön savaşı (i.ö. 264-241): savaş, kartacalıların sicilya adasındaki messina' nın içişlerine karışmaları yüzünden çıktı, karada ve denizde olmak üzere yirmi üç yıl sürdü. kartacalıların donanmaları, romalıların orduları güçlüydü. romalılar, denizciliğe de önem vererek büyük bir donanma hazırladılar. kartacalıları hem karada hem de denizde yenerek sicilya adasını ele geçirdiler. romalılar kartaca'ya bir ordu gönderdilerse de burada başarı sağlayamadılar. kartaca komutanı hamilkar barkas, romalılara karşı uzun süre savaştı. küçük donanmasıyla italya kıyılarını vurdu. romalılar, daha güçlü bir donanma yaparak kartaca donanmasını bu kez ağır bir yenilgiye uğrattılar. savaştan bıkan kartacalılar, sicilya adasını romalılara bırakmak ve savaş gideri ödemek koşuluyla barış imzaladılar. romalılar, kartaca’da çıkan karışıklıklardan yararlanarak sardinya ve korsika adalarını da ele geçirdiler.

    ikinci pön savaşı (218-291): kartacalılar, batı akdeniz egemenliğini romalılara bırakmak istemiyorlardı. bu sırada kartaca'da hamilkar'ın oğlu hannibal, ordu komutanı oldu. romalıları yok etmek isteyen hannibal, ispanya'daki toplulukları yönetimi altına aldı. güçlü bir ordu ile karadan italya üzerine ilerlemeye başladı. ordusunda filler de vardı. alp dağlarını aşarak italya'ya girdi. romalıları, ticinus, trebiâ ve trasimenus savaşlarında yenilgiye uğrattı. bu kez roma'ya doğru ilerlemeye başladı. romalılar bu durum karşısında korkuya kapıldılar. fakat kartaca ordusunda, şehir kuşatması için gerekli olan araçlar yoktu. hannibal, güney italya'ya geçti. romalılar, bir ordu daha hazırladılar. hannibal, kan (cannae) savaşında romalıları ağır bir yenilgiye daha uğrattı (216). bundan sonra güney italya'daki devletlerle birleşerek romalılarla savaşı sürdürdü. hannibal, kartaca'dan yardım alamadı. ispanya'da bıraktığı kardeşi hasdrubal, ordusuyla alpleri aşarak kuzey italya'ya girdi. fakat, romalılarla yaptığı savaşta yenildi ve öldürüldü.

    hannibal, ordusunun çok yıpranması üzerine daha da güneye çekildi. romalılar, kartacalıları barışa zorlamak için, skipion (scipio africanus) komutasında kartaca üzerine bir ordu gönderdiler. hannibal, kartaca'ya çağrıldı. roma ordusu, zama meydan savaşı'nda hannibal'ı yenilgiye uğrattı (202). kartaca, barış yapabilmek için, roma'nın bütün şartlarını kabul etmek zorunda kaldı. donanmasını, kolonilerini romalılara verdi. ayrıca büyük bir savaş gideri ödemeyi ve roma'nın izni olma-dan hiç bir devletle savaş yapmamayı da kabul etti. kartaca, bu savaşlardan sonra eski gücünü yitirdi ve roma'ya bağlı bir devlet haline geldi.

    üçüncü pön savaşı (t.ö149-146): ticaretle uğraşan kartacalılar, zamanla yeniden güçlenip zenginleştiler. bu durum, romalıların gözünden kaçmamıştı ve iki devlet arasındaki düşmanlık halen sürüyordu. roma ile ittifaka giren numidye (cezayir) kralının kartaca ya saldırması. üçüncü pön savaşı'nın patlak vermesine neden oldu. kartacalılar, numidye kralını yendiler. romalılar ise barış koşullarına aykırı davrandıklarını ileri sürerek kartacalılara savaş açtı. skipion emilyanus komutasında bir roma ordusu kartaca üzerine gönderildi. kartacalılar, şehirlerini cesurca savunsalar da romalılar, bu direnişi kırmayı başararak kartaca'ya girdiler. şehri yağmalayıp yıktıktan sonra da toprakları sürerek tarla haline getirdiler. başka bir teoriye görede tüm bölgeye tuz basıp temsili olarak kartaca'nın köküne kibrit suyu ektik dedikleri de söylenir.

  • şamp. ligine kalırken manchester united'ı elemiş galatasaray ama yetmemiş kimseye.

    bu eleme öyle alalade bir eleme değil, statü değiştiren bir elemeydi. o sezon son sekiz takım arasına kaldıktan sonra ön elemelerde, seribaşı olayı getirildi.

    bunu takiben, lüksemburg'un avennir beggen takımını eledik.

    1997-98 sezonunda isviçre şampiyonu sion'u eledik. hani sen young boys'a elenmiştin hatırlar mısın?

    1998-99 sezonunda yine grashoppers zurih'i eledik. o sezon rosenborg ve at. bilbao'yu yendik, juventus ile iki maçta da berabere kaldık 2. olduk ama statü gereği çeyrek finale kalamadık.

    1999-00'de avusturya'dan rapid wien'i eledik! gruplarda da hertha berlin'den 4 puan , milan'dan 3 puan aldık ve 3.olup uefa'ya kaldık. sen hiç milan'ı yendin mi?

    2000-01 sezonunda yine isviçre'den st gallen'i eledik. gruplarda rangers, strum graz ve monaco'lu gruptan 2. olarak 2.tura kaldık. 2.turda paris sg, milan ve deportivo'lu gruptan çıkıp çeyrek finale kaldık, real madrid'i 3-2 yendik, orada 0-3 yenildik. sen him, milan'ı ikinci kez, real madrid'i monaco'yu, paris sg, o sezonun la liga şampiyonu deport,vo'yu yendin mi?

    2001-02'de vlaznia ve levski sofia'yı eledik, lazio, nantes, psv'li gruptan çıkıp, 2.turda roma, liverpool, barcelonalı gruba kaldık ve bir tek barceolana'ya yenildik, butun maçlarda öne geçtik.

    2002-03'te takım direkt katıldı, l.moskova'yı yendi brugge ile berabere kaldı.

    2003-04'te cska sofia'yı eledik, juve, olimpakos ve sociedad grubunda 3. oldu. juve ve olimpiakos'u yendik, sociedad ile beraberee kaldık. sen hiç juventus'u yendin mi?

    2006-07'de mleda bolesav denen takımı eledik, sadece liverpool'u yenebildik ve bordeaux ile berabere kaldık. sen hiç liverpool'u yendin mi?

    2012-13'te manu, braga, cluj'lu grupta ilk üç maçta 1 puan alıp, son 3 maçı ust uste kazanıp gruptan çıktık, schalke'yi de eleyip, real'i 3-2 yenip elendik. sen real'i, schalke'yi yenebildin mi?

    2013-14'te real, juve ve kophenag'lı gruptan son maçta juventus'u yenerek, eleyerek çıktık, chelse'ya 1-1 ve 0-2 ile elendik. sen juventus'u eleyebildin mi hiç?

    tarihte ise ingiltere'den manu, arsenal, leeds, liverpool, almanya'dan dortmund, schalke, hertha, ispanya'dan barcelona, real madrid, deportivo, bilbao, fransa'dan monaco, paris sg vs gibi ülkesinin kalbur üstü takımlarını yenmiş bir takım galatasaray.

    ama birisi çıkmış, galatasaray'da s.kindirik takımları ön elemede elemiş diyebiliyor. steau ise biraz güçlüymüş de elenmişiz. hayır biraz güçlü değildi. grashoppers, sion, st gallen, rapid hatta levski gibi takımlar bile daha güçlüydü ama sen nasıl young boys'a bakıyorsan o da galatasaray tarihinde bir iş kazasıdır.

    3 senede 2 kez gruplardan çıkınca, çeyrek final oynayınca, juventus, real madrid, kophenag, schalke, cluj, manu, braga takımlarını yenince, ondan önceki elemeler zamanında da uefa kupasını, uefa super kupasını aldığından, şamp. liginde çeyrek final oynadığından, gruplardan çıktığından, avrupa devlerini yendiğinden bir zahmet seribaşı oluyorsun ve basit takımlarla oynuyorsun..

    sen de sigma'dan 7 tane yemeseydin, cannes'dan iki maçta 9 tane yemeseydin, steau'ya, mtk budapeste'ye elenmeseydin, şampiyonlar liginde sıfır çekmeseydin de puan alıp, basit takımalrla oynasaydın.

    ne yapayım yani?